29 Aralık 2009 Salı

Takımdan Ayrı Düz Koşu

04 Ocak Pazartesi'ye kadar takımdan ayrı düz koşu...

25 Aralık 2009 Cuma

2009'un Takımı



Yılın futbolcusu, yılın bidonu derken uefa.com bu sefer de yılın takımı anketini açtı. Güzel bir arayüz ve görselle seçilen 11'e teknik direktör ve kaptan da ekleniyor. Sağ açıkta Mesut Özil, teknik direktörlerde de Mircea Lucesu adaylar arasında. Ama işleri çok zor, rakip adaylar çok kuvvetli.

Kendi 2009 takımını yaratmak ve oy vermek için buraya tıklayın..

24 Aralık 2009 Perşembe

İlk Yarının Ardından #3

Kasımpaşa : İlk 4 maçta aldığı 4 mağlubiyetin ardından "kurtarıcı" Yılmaz Vural'ı takımın başına getirdiler. 2 haftalık bir alışma sürecinden sonra Yılmaz Vural'ın açık ve cesur oyunu maçlara damgasını vurdu. 9.haftadaki Beşiktaş maçından sonra ilk yarının sonuna dek başka mağlubiyet yaşamayan Kaşımpaşa, maçlarını izleyenlere büyük keyif verdi. Arka arkaya Trabzon ve Fenerbahçe'yi 3'leyerek ilk yarıya bir dönem de olsa damga vurdular. İkinci yarı bu çizgilerini devam ettirip ligde kalma yolunda büyük avantaj sağlamaları bekleniyor.

Manisaspor : Sezonun zayıf halkalarından biri olarak görülüyorlardı kağıt üstünde. İlk yarı boyunca da bu beklentiyi haksız çıkardıklarını söylemek zor. Geçen sezonun yıldızlarından kaptan Sezer'le yaşadıkları problem, kaleci Ufuk'un Galatasaray'a transfer olması gibi sebepler yüzünden takım olgusunu tam olarak kuramadılar. Brezilyalı veya Avrupalı hücum oyuncuları yerine Kanadalı Simpson ile hayat bulan Manisa'da seyirci desteğinin azlığı da önemli bir handikap olarak gözükyor.

Diyarbakırspor : Ilk yarının belki de en olaylı takımıydı. 3.haftadaki Fenerbahçe maçında yaşananlar, sahaya giren seyirciler, oyunculara atılan taşlar ve nihayetinde gelen seyircisiz oynama cezaları. Zor şartlarda çalışmaya alışmış Ziya Doğan ile savaş veren Diyarbakır için bir de ülkedeki politik gerilimin etkisinden söz etmek lazım. Antep deplasmanında yaşanan "PKK DIŞARI" sloganlarından sonra bir sonraki maça çıkmayacaklarını açıklayan yönetimle futbol federasyonu arasında yaşanan sürtüşmeler de hafızalarda. Bütün bu olayların yanında bir de mali sıkıntıların yaşandığı takımda son olarak kaleci Espinoza'nın şehirden kaçtığı haberi eklendi. İkinci yarı işleri çok zor.

Ankaragücü : Sezon başında ünlü golcü Vassell'i 3.000 arabalık bir konvoyla karşılamışlardı. Daha sonra aynı Vassell'i gecenin bir yarısı kaldığı otelden kovdular. Sezon ortasında yapılan yönetim değişikliği ve Ankaraspor'un sahibi Gökçek Ailesi'nin bir asırlık kulüp olan Ankaragücü'ne sahip olması rezaleti. Ankaraspor'daki bütün işe yarar futbolcuların bir günde Ankaragücü'ne transfer olması ve alınan cezalar. İlk yarıdaki tek başarıları Galatasaray'ı 12 dakikada attıkları 3 golle yenmek oldu. Devre arasında 68 yaşındaki veteran Lemerre'i takımın başına getiren Ahmet Gökçek, Hikmet Karaman'a yaptıklarının hesabını bu veya öteki dünyada verecektir.

Sivasspor : Geçen sezonun sonunda Sivas'ın bu sezon ilk 7 maçta 7 mağlubiyet alacağını söyleseler herkes güler geçerdi herhalde. Defansın belkemiği Bilica'yı Fener'e; takımın hücum gücünün % 75'ini oluşturan Mehmet Yıldız'ı sakatlığa veren Sivas'ta ilk galibiyet 8.haftada, Bülent Uygun'un istifasını açıkladığı hafta geldi. Bülent Uygun'un yerine lejyoner Muhsin Ertuğral'ı getiren Sivas, kalan 9 maçta biri hükmen olmak üzere 4 galibiyet, 4 mağlubiyet ve 1 beraberlik aldı. İkinci yarıda Mehmet Yıldız'ın dönmesi avantaj olarak gözükse de ağır kış şartlarında oynayacak olmaları işlerini zorlaştıracaktır.

Denizlispor : Hakkında yazı yazılması en zor takım. 17 maçta sadece hükmen Ankaraspor galibiyetleri var. Yani pratikte oynadıkları 16 maçtan hiçbirinde galibiyet alamamışlar. 4 beraberlik ve 12 mağlubiyet. Yine bu 16 maçta atabildikleri gol sayısı 8. Yani her iki maçtan birinde sadece 1 gol atabilmişler. Geçen senenin etkili forvet oyuncuları Angelov ve Roberts bu sene de takımdalar ama demek ki yanlış olan bir şeyler var. Ankaraspor'dan sonra küme düşecek ikinci takım olacaklar gibi.

Ankaraspor : ???

22 Aralık 2009 Salı

İlk Yarının Ardından #2

Trabzonspor : Sezona Hugo Broos ile kötü bir başlangıç yapan Trabzon'da fatura 3 hafta önce Belçikalı'ya kesildi. Sylva, Egemen, Song ve Gökhan Ünal gibi oyuncuların kadro dışı kalmasından sonra yıllardır tüm Trabzon halkının dilindeki hoca olan Şenol Güneş'in gelmesiyle hava biraz değişti. Yönetim tarafında 3 hafta önce kadro dışı bırakılan Song'un yine aynı yönetim tarafından Şenol Güneş geldiği zaman takıma kaptan yapılması da sadece Trabzon'da görülebilecek olaylardandır. Sezon başında herkesin umut bağladığı Yattara'nın bir türlü geçmeyen sakatlığı ve forvetlerin (özellikle Umut Bulut'un) haddinden fazla gol kaçırması bu kadar çok puan kaybının sebeplerinden yalnızca ikisi. İçerde oynadıkları 9 maçta sadece 4 galibiyet ve 2 beraberlik alması taraftarın her geçen maç daha da sabırsız davranmasına sebep oluyor.

Gençlerbirliği : Eskinin kariyerli futbolcularından Thomas Doll ile sezona beklenenden iyi başladılar ve ilk mağlubiyetlerini 8.haftada Fenerbahçe'den aldılar. Orta sahayı Mustafa Pektemek ve Harbuzi ile kurup forvette Kahe ile sonuca giden Gençler, çoğu zaman dirençli ve açık futbolu ile alkış aldı. İlk yarının son maçında 10 dakika içinde kaçan 4 net gol pozisyonundan yararlanıp Galatasaray'ı yenebilselerdi; Trabzon'un da üstünde olacaklardı.

I.B.B : Her sezon olduğu gibi, bu sezon da istikrarsızlık abidesi bir takım oldu I.B.B. Sezona başlamadan önce Erman Kılıç'ı Sivas'a, Tjikuzu'yu ise Trabzon'a kaptırarak biraz güçten düştüler. Kimsenin sevmediği olimpiyat stadında maçlarını 300 kişiye oynadıkları için genelde deplasmanlarda daha başarılı oldular. 5.haftada Trabzon'dan, 10.haftadaysa Bursa'dan 6 gol yiyerek enteresan bir istatistiğe imza attılar. Bunun dışında kalan 14 maçta sadece 13 gol yemeleri aslında iyi bir defansları olduğunun göstergesi.

Eskişehirspor : Ümit Karan, Mehmet Yılmaz, Youla ve Burak Yılmaz gibi 4 tane ligin etkili golcüsünü kadrosunda barındıran Eskişehir'de sakatlık bütün planları bozdu. İlk 7 haftada mağkubiyet yüzü görmeyen takıma ilk yenilgiyi 8.haftada Kayseri yaşattı. Etkili ve genelde maç sonuna kadar destekleyen taraftarına karşın içerdeki maçlarda beklenen seriyi yakalayamadılar. Ümit Karan ve Mehmet Yılmaz'ın sakatlıklarına bir de son haftadaki Diyabakır maçından sonra Youla'nın şehirden kaçışının eklenmesi Rıza Hoca'nın ikinci yarıya yönelik planlarında biraz sıkıntı yaratabilir.

Antalyaspor : Şifo Mehmet ile istikrarı yakalama peşinde olan Antalya, hemen hemen geçen sezonki gibi bir grafik çizdi ilk yarıda. Kötü durumdaki Galatasaray'a dahi evinde 2-0'dan 3-2 maçı vererek Antalya'nın korkulan bir deplasman olmadığını gösterdiler. Geçen seneki golcüler Ali Zitouni ve Djehua'ya bir de Necati Ateş'i ekleyip 16 maçta 21 gol attılar. Yalnızca 3 beraberlik alıp 7 mağlubiyetlerinin olması berabere giden maçlarda skoru korumak için pek de çaba göstermediklerinin bir göstergesi.

Gaziantepspor : Sezon başında Tabata ve Ismail Köybaşı'yı Beşiktaş'a yüklü bonservislerle satıp; Bekir İrtegün'ü Fenerbahçe'ye bedavaya kaptıran Antep, 3 tane Brezilyalı futbolcusu ise ilk yarı boyunca skor üretmeye çalıştı. Geçtiğmiz sezonlarda korkulan bir deplasman olan Gaziantep şehri, ilk yarının ilk maçında Galatasaray'a 3 puan hediye ederken, Fenerbahçe'ye son dakika füzesi ile ilk mağlubiyetini tattırdı. İlk yarının sonu itibariyle üst sıraları zorlaması zor gözüken ekibin ikinci yarı ne kadar etkili olacağı merak konusu.

21 Aralık 2009 Pazartesi

İlk Yarının Ardından #1

Fenerbahçe : Kesinlikle sadece ilk yarıyı lider bitirdiği için değil, böyle bir fikstüre rağmen ilk yarıyı lider bitirdiği için ilk yarının en başarılı takımı. 8'de 8 yaparak tarihi bir başlangıç yapan Fenerbahçe'de zaman zaman kilit oyuncuların yokluğu, özellikle deplasmanlarda büyük sıkıntı yarattı. Defansta Lugano, orta sahada Emre ve hücumda Alex'in olmadığı maçlarda çok zorlanan takım büyük çoğunlukla puan kayıplarını bu oyuncuların olmadığı maçlarda yaşadı. İçerdeki Galatasaray galibiyeti kağıt üzerinde 3 puan kazandırmış gibi gözükse de cezalı oyuncular ve seyircisiz Kasımpaşa maçı hep Galatasaray maçının hediyeleriydi. Ligin aksine mağlubiyetle başladığı UEFA Ligi'ni arka arkaya 5 galibiyet ile 15 puanla kapatan Fenerbahçe şu an itibariyle hedeflerini tutturan nadir takımlardan bir tanesi.

Galatasaray : Diğer tüm takımların aksine sezona çok erken başlayan takımda ilk yarının ortasında gözle görülür bir form düşüklüğü yaşandı. 16 Temmuz'daki ilk resmi maçla beraber tam 30 maç yaptı Galatasaray. Lige 6'da 6 ile başlayıp ilk yarıdaki lig maçlarında Eskişehir, Manisa ve I.B.B gibi içerde beklenmedik puanlar kaybetti. Kadıköy'deki maçta 3 puanın yanında Baros'u da kaybedince atılan gol sayısında bariz bir azalma yaşandı. Takımın performansıyla doğru orantılı olarak lige çok formda giren Arda'nın lk yarının ortasında durgunluk dönemine girmesi de puan kayıplarının gelmesinde etkili oldu. Fenerbahçe gibi UEFA Ligi'ndeki grubunu da lider tamamlayarak ikinci yarıyı beklemeye başladı.

Bursaspor : 17 maçta aldığı 11 galibiyetle ilk yarıyı 3.sırada bitiren Bursa, istikrarın meyvesini yiyor. Ertuğrul Sağlam yönetiminde takım içinde birçok şeyi oturtan ekibe taraftarın da etkisi çok fazla. Tam bir futbol şehri olan Bursa'da deplasman takımlarına kabuslar yaşattılar. İçerde kayettikleri Fenerbahçe maçı dışında beklenmedik bir puan kayıpları olmadı. Son olarak muhteşem bir mücadele sonunda Beşiktaş'ı İnönü'de devirdiler ve ligi 3.sırada tamamlamayı başardılar.

Kayserispor : Geçen seneki katı defansından genç Eren Güngör'ü çağın popüler sakatlığı ön çapraz bağ kopmasına kurban vermesine rağmen 17 maçta 13 gol yiyerek ligin Beşiktaş'tan sonra en az gol yiyen takımı oldu. Galatasaray ve Beşiktaş'ta dahi olmayan kalitede bir stadı büyük maçlar dışında dolduramayan Kayseri halkının hayal kırıklığı yarattığı ilk yarıda; içerde oynadıkları son maçı kaybederek ilk yarı liderliğini ellerinin tersiyle ittiler. Halbuki daha 2 hafta önce kaliteli bir mücadele sonucunda Bursa'yı 3-0 mağlup ederken son haftaki gerginliğin %10'u dahi yoktu üstlerinde. Mart ayına kadar içerdeki maçlarını ağır şartlarda oynayacak olmaları önemli bir dezavantaj.

Beşiktaş : Çok kötü başladığı ilk yarının 6.haftasında çıkışa geçmeye başladı ama yine başladığı gibi bitirdi Beşiktaş. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın aksine kısıtlı bir kadroları vardı fakat sakatlık kabusu bir türlü rahat bırakmadı. Delgado ile başlayan furya Holosko ile devam edip kalecilerle son buldu. Son olarak Bursa maçında 3.kaleci Korcan'ın kaleye geçmesi Beşiktaş'ın sakatlıklardan ne denli muzdarip olduğunun göstergesidir. Bunun yanında koca bir ilk yarıda ligde sadece 1 gol atan Nobre, formsuzluğu zirve yapan Nihat ve Denizli'den veto yiyen Tabata'nın tarihlerinin en kötü dönemlerini yaşaması da Beşiktaş'ın durumuna tuz biber ekti. Şampiyonlar Ligi'nden de elenen takımda ikinci yarı sadece lige ve Ziraat Kupası'na konsantre olmak rakiplere göre avantaj sayılabilir.

Ofsayt Mi Anne ?

- Evet kızım, ofsayt...

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yağmurlu Bir Günde...

Çok enteresan bir maçtı. Yağan yağmurun miktarı mı çok fazlaydı yoksa İnönü Stadı'nın direnajı mı çok zayıftı anlayamadık. Özellikle sahanın kanat bölümlerindeki su birikintileri futbol oynamaya hiç izin vermedi. Buna rağmen maçtan önce fazla gol olmaz diye düşünenlere inat tam 5 tane gol oldu. 5 golün 4'ünün son 35 dakikada olmasında ağır sahada yoruldukları için mücadele gücü düşen futbolcuların da payı var aslında.

Yaptığı en iyi iş savunma ağırlıklı kadrolar çıkarıp oyunu kilitlemek olan Mustafa Denizli, 76'da sakatlanan Ferrari'nin yerine kulübedeki Ismail'i değil de Yusuf'u tercih edince kendi sonunu hazırlamış oldu. Öyle bir zeminde (hem de 75 dakika oynandıktan sonra biraz daha ağırlaşmış haldeyken) en büyük becerisi top sürüp adam geçmek olan Yusuf'un oyuna girmesi takım mağlupken dahi tartışılabilecek bir tercihti. Ama takım 2-1 öndeyken ve kulübede Ismail gibi bir savunmacı dururken Yusuf'u alıp son 15'te 2 tane gol yemek tam bir rezalet.

Bunların dışında Beşiktaş'ın hem 1.golünde hem de penaltısında hakemin katkıları, Bursa'da Sercan'ın halı saha maçı yaparcasına kaçırdığı goller, parasının %30'unu Beşiktaş'ın ödediği Zapo'nun galibiyet golünü atması ve Nihat'ın gün geçtikçe düşen performansı maçın diğer ilginç noktalarıydı.

Son olarak, büyük bir günah işleyen Tabata'nın (Mustafa Denizli'nin onu bu kadar ısrarla oynatmamasının başka bir açıklaması yok) sonunun ne olacağını da merakla bekliyoruz...

18 Aralık 2009 Cuma

Kura Günü

Gruplarda son maçların da tamamlanmasıyla bugunkü kuraya girecek 32 takım belli oldu. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin 1.torbadan kuraya gireceği zaten 2 hafta önceden kesinleşmişti. Statü gereği 1.torbadan giren takımlar ilk maçlarını deplasmanda yapacak. İşte torbalar ;

1.Torba : Juventus, Marsilya, Wolfsburg, Roma, Valencia, W.Bremen, S.Donetsk, Galatasaray, Fenerbahçe, Salzburg, Benfica, S.Lizbon, PSV, Anderlecht, Unirea, Hapoel Tel Aviv.

2.Torba : Liverpool, A.Madrid, S.Liege, R.Kazan, Ajax, Hamburg, Lille, Villareal, Everton, A.Bilbao, Fulham, H.Berlin, Panathinaikos, Club Brugge, F.C Kopenhagen, Twente.

2 Alman takımından biri veya 2000 yılında stadını çok sevdiğimiz Kopenhagen çıksa keşke...

17 Aralık 2009 Perşembe

Nefreti Körüklemek

2003-2004 sezonu son haftada yapılan maçlarda Beşiktaş, Rize karşısında kaybetmiş (ki o Beşiktaş aynı sezon ilk yarıyı 8 puan önde bitidiği halde ikinci yarı gösterdiği "muhteşem" performans sayesinde ligi şampiyon Fenerbahçe'nin 14 puan gerisinde bitirmiştir) ve Rize'nin ligde kalmasıyla Bursa ligden düşmüştü. Bu maçı takip eden günlerde Beşiktaş, Bursa'nın resmi düşmanı ilan edilmiş ve bir sonraki sezondaki maçlarda büyük olaylar çıkmıştı. Haliyle yönetimler ve il güvenlik kurulları bu iki takım arasındaki olayları önlemek için aralarındaki maçlara rakip taraftarın alınmama kararları almıştı.

Lakin son 1-2 senede bakıldığı zaman iki takımın taraftarları da çeşitli organizasyonlarda bir araya gelip artık kavganın bittiğini belirten açıklamalar yaptılar. Hatta Bursa'nın başında olan Ertuğrul Sağlam'ın Beşiktaş taraftarlarınca çok sevilmesi de bu kavganın tam olarak bitmesi için cok iyi bir fırsattı. Bursa taraftarı bu hafta İnönü'de oynanacak olan maça alınır, Ertuğrul Sağlam önderliğinde Bursa takımı sahaya çıkıp Beşiktaş tribünlerine çiçek verir hatta iki takım elele sahaya çıkabilirdi.

Ama il güvenlik kurulu toplantısından bütün bu fikirleri taca atan bir karar çıktı. Güvenlik önlemleri bahane edilerek Bursa taraftarının İnönü'ye alınmayacağı açıklandı. Bu karar aynı zamanda ligin son haftasında Bursa'da oynanacak maça Beşiktaş taraftarlarının da alınmayacağı anlamına geliyor haliyle. Yarınki maçta ortamın biraz gerilmesi dahi zaten bu kararla gerginleşen Bursa taraftarının biraz daha rüzgar ekmesine sebep olacak. Fırtınanın biçileceği maç ise ligin son haftasında Bursa'da oynanacak..

15 Aralık 2009 Salı

Barça & THY

İmzalandı, imzalanmadı ; direkt uçtu, aktarmalı uçtu; "Long Live Catalonia" anonsu yapıldı, yapılmadı derken Türk Hava Yolları ismi ve logosu Barcelona'nın resmi web sitesine girdi bile. Yakında Barcelona logolu THY uçaklarını da görmeye başlarız...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Kazım Kazım ve Kelepçeleri

Bu denli büyük yaygara koparması çok normal aslında Kazım'ın kelepçeli sex partilerinin. Televole, Gelinim Olur Musun gibi programların tarihin en yüksek rating'lerini aldığı bu ülkede Fenerbahçeli bir (ya da birkaç) futbolcunun sex partisi yapması ve üstüne üstlük kelepçelerin bulunmasının bu denli ses getirmesi kimseye süpriz olmadı.

Birçoklarının aksine ben Kazım'ı bu kelepçeli parti yüzünden yargılamayanlardanım. Yabancı da olsa, futbolcu profili dünyanın her yerinde aynıdır. % 99'u fakir bir aileden gelip, 19-20 yaşından itibaren devlet başkanlarında olmayan bir popülariteye sahip olan, çılgın bir paranın içine düşen futbolculardan hemen kendine bir aile kurup, % 100 profesyonel yaşama geçen futbolcu sayısı çok az. Şu anda dünyanın en iyi 3 futbolcusundan biri olarak gösterilen Christiano Ronaldo'nun yatak maceralarını nerdeyse her hafta başka bir fahişenin ağzından duyuyor tüm Avrupa medyası. 4-5 sene önce dünyanın tartışmasız en iyi futbolcusu olan Brezilyalı Ronaldo'nun travestiler ile olan maceraları dahi yer buldu gazetelerde. Eline biraz para geçtiği zaman "100 dolarlık" hediyelerle kendini ödüllendiren bir neslin üyeleriyiz biz. Bir futbolcunun maç veya idman günleri dışında camiye veya kiliseye gitmesi bizi ne kadar ilgilendirmiyorsa kelepçeli sex partileri de o kadar ilgilendirmemeli.

Son 2 gündür gazetelerde çıkan bahis skandallarıyla Kazım'ın ilişkisi ise cok hassas bir konu. Aynen bugun Fenerbahçe'nin yaptığı açıklamada olduğu gibi, resmi makamlarca kanıtlanmadan Kazım'ın bu işle ilgisi olduğunu iddia etmek son derece yersiz. Zaten gerçekten böyle bir şey varsa Aziz Yıldırım'ın Kazım'ı Fenerbahçe'de daha fazla barındırması mümkün değil.

11 Aralık 2009 Cuma

Catalonia Is Not Spain

"We are a country with our own language and when we leave its borders, those of us that speak it, use it"

Dinamo Kiev-Barcelona maçından sonraki basın toplantısında, bazı sorulara niçin Katalan dilinde cevap verdiğini soran gazetecilere Pep Guardiola'nın cevabı yukarda yazan cümle. Barselona'ya yolunuz düşerse, neredeyse her sokakta, duvarda, yerde, direklerde görüyorsunuz bu yazıyı. Çok dertli Katalan halkı bu konuda. Kendilerine kesinlikle Ispanyol denmesini istemiyorlar. Guardiola da gruptan lider çıkmanın verdiği sevinçle şerbeti vermiş halkına. Birkaç sene içinde başbakan bile yapabilirler Guardiola'yı...

10 Aralık 2009 Perşembe

UEFA Yolcuları

Dün akşam itibariyle Şampiyonlar Ligi'nden UEFA Ligi'ne düşen 8 takım belli oldu. Sırasıyla; son maçta evinde Bayern'den 4 yiyen Juventus, Beşiktaş'ın grubundan Wolfsburg, Velodrome'daki ateşli taraftarıyla Marsilya, tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşayan Atletico Madrid, yine kötü bir sezon geçiren Liverpool, Gökdeniz'in Rubin Kazan'ı, yılın süprizi Urziceni ve 90+4'te Türk "kaleci" Sinan Bolat'ın mucize golüyle puanı kapan S.Liege.

Kuralar 18 Aralık'ta, her zamanki gibi Nyon'da. 8 takımdan Liverpool, Atletico, Rubin Kazan ve S.Liege, Galatasaray veya Fenerbahçe'nin ilk turda rakibi olabilecek. 2.torbanın diğer takımları ise UEFA Ligi gruplarını 2.sırada bitiren takımlar olacak...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Korkaksan Kazanamazsın


Beraberliğin dahi yetmediği bir maçtı Beşiktaş için. Kağıt üzerinde artıları çoktu ama Beşiktaş'ın. Evinde oynaması, seyircisinin desteğini arkasına alması, rakibin liginin bitmesi derken son anda ortaya çıkan doping skandalı ve rakip defansın 2 önemli oyuncusunun kadrodan çıkartılması. Avrupa'da 2,70'ten başlayan Beşiktaş'in galibiyet oranları maç saatinde 2,30'lara kadar düştü. Bütün bunlar olurken Mustafa Denizli öyle bir 11 çıkardı ki sahaya, taraftar yumruk yemişe döndü ;

Rüştü, Ibrahim Toraman, Sivok, Ferrari, Ibrahim Üzülmez, Ibrahim Kaş, Ernst, Fink, Tello, Ekrem, Bobo.

Denizli, kadrodaki nerdeyse bütün savunmacıları ilk 11'e koymuştu. Öyle ki, yedek kulubesinde oturan 7 futbolcudan sadece Ismail Köybaşı gerçek savunmacı sayılabilirdi. Bunun dışında Tabata, Yusuf, Nihat, Nobre ve Uğur. 41'de ilk golü yedikten sonra devre arasında Tabata veya Yusuf kartını oynaması beklenen Denizli değişiklik yapmak için 68'e kadar bekledi. 77'de Fink-Uğur değişikliğini yaparken de seyirci tarafından ıslıklandı.

Ya korktu Denizli, 1-0'da orta sahayı boşaltıp farkın açılmasından; ya da dondu kaldı kulübede. Korkaksan zaten kazanamazsın. Peki ya donup kaldıysan ??

8 Aralık 2009 Salı

ViVa Es-Es

Tribün koreografisi denince akla ilk gelen taraftar olan Eskişehir taraftarı, Fenerbahçe maçına bandosuyla damga vurdu. Iste Ispanyol esintileri ile geçen maçtan bir bando şovu ;


7 Aralık 2009 Pazartesi

Kim İnanır ?

Aziz Yıldırım'ın federasyon ve hakemlere tepki göstererek Kulüpler Birliği Başkanlığı'ndan istifa etmesi ve bu hakemlerle bu ligin gitmeyeceğini bildirmesi Fenerbahçeli taraftarların fazla aklına yatmamış anlaşılan.

Antu.com'da yapılan ankette son haftalardaki kötü gidişatın sebebi sorulmuş ve 07 Aralık saat 20:00 itibariyle oy kullanan 4.534 kişinin sadece 359'u (%7,917) federasyonun yanlı tutumu ve hakem hatalarını bahane göstermiş. Buna karşın 2.233 kişi (%49,25) takım içi disiplinsizlik, 727 kişiyse (%16,03) futbolcuların formsuzluğu cevabını vermiş.

Daha önce Aziz Yıldırım'dan veto yiyen anketlerin siteden kaldırıldığını düşünürsek bu anketin de ömrü fazla olmayacak gibi gözüküyor...

6 Aralık 2009 Pazar

Alayına İsyan

Sürekli bir düşman aramak, Fenerahçeli olmayan herkesten ve her kesimden nefret etmek Aziz Yıldırım'ın 10 yıldır en büyük hatasıdır bence. Tabi Aziz Yıldırım'ın hataları sonucunda olan Fenerahçe'ye oluyor. Gidilen her yerde medya mensupları ile kavga edip, onları tehdit eden Aziz Yıldırım, dün Eskişehir'de aynı oyunu bir kez daha sahneye koydu. Hemen hemen aynı saatlerde Mardin'de futbol okulu açılışına katılan Adnan Polat yönetimindeki Galatasaray yönetimi sabahtan akşama kadar medya ile problemsiz geçinirken, Aziz Yıldırım henüz 3.saatte patlayıp programı yarıda kesmiş.

Galatasaray'ın yaşadığı form düşüklüğünü Fenerbahçe de yaşıyor bu aralar. Sezonu erken açan ve erken form tutan takımların en büyük kabusu olan bu "sezon ortası düşüşler" futbolun doğasında var. Bu yüzden çıkan formsuzluğa bir de Fenerbahçe'deki diğer faktörler (Galatasaray maçı yüzünden alınan seyircisiz oynama ve Bilica cezası, Kazım ve Emre'nin sakatlıkları, golcülerin huzursuzluğu) de eklenince arka arkaya kayıplar yaşanıyor. Ama Fenerahçe'deki bu yaşananlara bir de disiplinsizlik eklenince çözüm bazı radikal kararlar alınmadan geçmeyecek gibi gözüküyor.

Kazım'ın gece gezmesi olayında kendi futbolcusu tarafından kontrpiyede bırakılan Fenerbahçe yönetimi Önder'ın "el kazası" hakkında olay iyice açıklanmadan detaylı yorum yapmaktan kaçındı. Buna karşın arka arkaya 3.mağluiyet de gelince Aziz Yıldırım beklenen hamlesini yaptı ve hakem hatalarını bahane ederek kulupler birliği başkanlığını bıraktığını açıkladı. Galatasaray camiası 10.haftada aynı hakemlerden şikayet ederken bu açıklamaları "bahane" olarak değerlendiren Aziz Yıldırım, dun akşam bu hakemlerle böyle gitmeyeceğini bildirdi.

Bu hafta içinde Samadıra'da yapılması beklenen operasyon(lar) öncesinde önemli bir hedef saptırma hamlesiydi. Gerisini merakla bekliyoruz...

4 Aralık 2009 Cuma

Önemli Liderlik # 2

Dün Fenerbahçe için yazılanların hemen hemen aynıları bugun Galatasaray için de yazılabilir. Takımın içinde bulunduğu durum, sakatlar, formsuzlar, rotasyonlar bir kenara bırakılmalı ve bu maç alınmalıydı. Aslında dün akşam maç berabere de bitse hala avantaj Galatasaray’da olacaktı zira son maçta büyük sorunlarla boğuşan Strum Graz deplasmanından alınacak bir galibiyet yine liderliği getirecekti.

Bu düşünce ile maça baktığınız zaman daha çok saldırması gereken takım Pana’ydı ama onlar da Cisse ile ofsayte düşmekten doğru düzgün atak yapamadılar. Tabi bunda artık Rijkaard’ın hiç vazgeçmeye niyetinin olmadığı 2 ön liberolu sistemin de büyük etkisi var. Uzun zamandır sakatlanmasa bile dün akşam sakatlanınca kimsenin yadırgamadığı Gökhan Zan çıkınca Mehmet Topal’ı o bölgeye çekip Mustafa Sarp’ın yanına Barış’ı koyan Rijkaard (ki kenarda bekleyen Keita’yı oyuna alıp takımı biraz daha ofansif yapabilirdi) bir kez daha sistemine ne kadar bağlı kaldığını gösterdi.

Sonuç olarak iki takımın da pozisyon bulmakta zorlandığı ve atanın kazacağı bir maçtı. 6 gün arayla birbirine çok benzeyen Bursa ve Pana maçlarından aynı skorları çıkaran (birini 1-0 kazanıp diğerini 1-0 kaybetti) Galatasaray 18’indeki kuralara grup lideri olarak gidiyor. Kim bilir belki Beşiktaş’ın da katılımı ile tarihimizde ilk defa 3 takımla birden son 32’ye kalırız...

3 Aralık 2009 Perşembe

Önemli Liderlik

Önemli bir maçtı. Maçı izleyemediğim için yorum yapmak zor lakin sonuç önemli. Maç içinde oyuncular arasında veya teknik kadro ile oyuncu arasında tartışma çıksa da bunlar nasılsa aşılır. Önemli olan grubu lider bitirip 18'inde çekilecek olan kuralara avantajlı gitmek. Grup liderleri hem Şampiyonlar Ligi'nden gelenlerle eşleşmeyecek hem de ilk maçlarını deplasmanda yapacak. Tabi ki hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor ama bu iki faktörün getireceği avantajlar da yadsınamaz.

Bu akşam sıra Galatasaray'da. Son iki lig maçında çok kötü oynayarak 5 puan kaybeden takım için bir çıkış ve liderlik maçı. Bu akşam kazanıp Strum Graz deplasmanına A2 takımıyla gitme şansı var. Arda-Elano-Kewell-Nonda'lı kadroya dönüş yapma ihtimali kuvvetli Rijkaard'ın. Minik Santi için oynarlar belki...

2 Aralık 2009 Çarşamba

30 Kasım 2009 Pazartesi

Değişen Roller

Son iki gündür tüm spor medyasındaki rüzgar döndü. Bir anda Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kadroları tartışılmaya başlanırken, Beşiktaş'ın kadrosunun bu lig için aslında ne kadar fazla olduğu anlatılmaya başlandı. Bir tarafta ilk 6 haftada lige havlu atan ama 7 ve 14.haftalar arasında biri hükmen olmak üzere toplam 8 galibiyet alan Beşiktaş. Öte yanda daha 6.haftada ligin ilk ikisi olarak ilan edilen, UEFA Ligi'nde en az yarı final görecek olan Galatasaray ve Fenerbahçe.

Bir yanda Beşiktaş'ın yükselen form grafiğini anlamak gerekirken, bir yandan da diğer iki takımın düşen form grafiğini analiz etmek gerekir. Kadro genişliği olarak bakıldığı zaman Beşiktaş'ın her iki takımdan da daha dezavantajlı olduğunu düşünüyorum. Beşiktaş'ın kısıtlı kadrosuyla en iyi yaptığı şey takım savunması. Sivok-Ferrari-Ernst-Fink dörtlüsü ile göbekte, Üzülmez & Kaş, Ismail & Tello ve Joker Ekrem ile sahanın geri kalan taraflarında hep savunmayı ön planda tutan Beşiktaş, bu oyun planı ile 13 maçta (Ankaraspor maçını saymıyorum) 14 gol atıp sadece 6 gol yedi. Trabzon maçında Hakan'ın, Manchester deplasmanında ise Rüştü'nün mucizevi performanslarını da sayarsak bu takımın kaç maç daha bir gol farkla kazanmaya devam edeceğini bilemiyorum.

Suyun öte yanı, serbest düşüş filminde rolü Beşiktaş'tan çalan Galatasaray ve Fenerbahçe. 10.haftadaki derbi maçın kaybedeni sadece Galatasaray gibi görünmüştü ama haftalar geçtikçe Fenerbahçe'nin de kayıplarının büyük olduğu ortaya çıktı. Galatasaray maçında 3 maç ceza alan Bilica'nın yokluğunda sırasıyla Kayseri,Beşiktaş ve Kasımpaşa maçlarında 7 gol yiyen Fenerbahçe, bu 3 maçtan sadece 1 puan çıkarabildi. Seyircisiz oynamasının cezasını Kasımpaşa maçında çektiler ama hala önlerinde bir Ankaragücü maçı var. Alex'in birebir markajda kaybolduğunun ortaya çıkması, Emre'nin 2-3 hafta daha oynamayacak olması, Guiza ve R.Carlos'un hergün çıkan transfer dedikoduları ve son olarak Kazım'ın 3 hafta (hem cezalı hem kazazede) daha yerini alamaması. Ilk yarının kalan 3 maçında deplasmanda Eskişehir ve Trabzon, içerde seyircisiz Ankaragücü. Fenerbahçe'nin bu tabloda ilk yarıyı lider bitirmesi için ufak çaplı bir mucize gerekecek gibi gözüküyor.

Galatasaray da durum farklı değil. Fenerbahçe maçında hem 3 puanı, hem Baros'u hem de Keita'yı 3 maçlığına kaybeden Galatasaray'da asıl kayıp sistemde oldu. Fenerbahçe maçına kadar her maçı tek ön libero ile oynayan takımda ön libero sayısı Bursa maçında 3'e kadar çıktı. Baros'un sakat olduğu bir ortamda Arda'yı forvet oynatan Rijkaard&Neskens ikilisi 14.hafta sonunda ilk defa bu kadar ciddi eleştirildiler. Uzaktan çekilen şutlar dışında nerdeyse pozisyonsuz geçen Bursa maçı da Fenerbahçe maçı gibi bir dönüm noktası olur mu bilinmez. Kalan son 3 maçın ikisini içerde Belediye ve Antalya ile, birini de deplasmanda Antalya ile oynayacak olan Galatasaray'ın fikstürü biraz daha kolay gibi gözüküyor.

28 Kasım 2009 Cumartesi

Sorular Sorular

* Hayatında hiç tek forvet oynamamış, rakip tarafından sıkı markaj altında oynadığı zaman yeteneklerini gösteremeyen (bu yüzden forvet arkası oynadığı maçlarda bile içgüdüsel olarak sol çizgiye kayan) Arda; Bursa gibi bir deplasmanda niye tek forvet başlar ?

* Mehmet Topal ve Mustafa Sarp ile zaten yeterince düz olan orta sahaya bir de Barış Özbek eklenip, 3 tane aynı tip, düz, top tekniği çok yüksek olmayan oyuncu niye ilk 11'de oynar ?

* Arda,Kewell ve Keita dışında kalan 8 oyuncunun da defansif yönünün kuvvetli olduğu bir maçta nasıl rakip 40-50 metrelik boşluklar bularak pozisyon üretir ?

* 65.dakikada Nonda oyuna girerken, oyundan alınması gereken oyuncu Keita mıdır yoksa Kewell mi ?

* "Ağır" Hakan Balta'nın geriye dönemeyişleri ve yaptığı kademe hatalarından daha kaç gol yenmesi gerekir ? Bu mevkiye alınan Caner, Ziraat Kupası'nda mı kendine yer bulur ?

Rijkaard ve Neskens'in kredisinin yönetim ve taraftar bazında çok yüksek olduğu bir gerçek. Fakat dün akşamki rezalet ile bu kredinin önemli bir kısmının tükendiğini söylemek yanlış olmaz...

26 Kasım 2009 Perşembe

Kontrpiye Zaferler

Bir Türk takımıysan ve Old Traffor'da galip gelmek istiyorsan mutlaka bir kontrpiye golün olmalı. Tabi ki Beşiktaş'ın dünkü galibiyetini sadece buna bağlamak olmaz ama 13 sene arayla hem Fenerbahçe'nin hem de Beşiktaş'ın Manchester United'i aynı skorla ve aynı tip gollerle yenmesini de yok sayamayız.

As kadronun % 60'ini dışarda bırakmış bir Manchester United vardı. Obertan, Macheda gibi isimlerin 11'de yer bulması aslında çok da hafife alınacak bir durum değildi zira öyle bir kadronun içinde, bir Şampiyonlar Ligi maçında kolay kolay 11'de forma giyemiyorlardı. Yani tam kendilerini göstermelik bir durumdu. Ama özellikle bu sene en iyi yaptığı şeyi bir kez daha yaptı Beşiktaş. Bir kere daha kalesini gole kapadı.

Trabzon maçında kurtarılan (ya da kaçan) 7-8 net gol pozisyonun üstüne bir de dün akşam Manchester United'in kaçırdıkları (ya da Rüştü'nün kurtardıkları).. Tam bir savunma takımı oldu Beşiktaş. Defans dörtlüsünün önünde oynayan Ernst-Fink ve geriye çok yardım eden Ekrem'in de katkıları çok büyük. Son maçta roller değişecek. Savunma yapmak isteyen CSKA, gol bulmak isteyen Beşiktaş olacak. Avrupa Ligi'ne 3 Türk takımı ile devam etme hayali devam ediyor...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Barcelona-Inter

Ah Mourinho Mourinho olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyordu kahrından
Kalmadı onda huzurdan eser...

(Küme düşen takımların dahi daha dirençli oynadığı bir dünyada, dün akşamki maç için yazacak başka bir şey yok)

23 Kasım 2009 Pazartesi

Motivasyon Sorunu

Maçı tribünde izleyenler, özellikle ilk yarı sonunda sıkıntıdan patlıyordu. Tabi bunda Galatasaray'ın bir türlü ivme kazanmayan oyunu ve 3 tane aynı tip orta saha oyuncusu (Ayhan-Topal-Sarp) ile şapkadan tavşan çıkarma hevesinin de katkısı vardı. Ama aynı ilk yarıyı televizyondan izleyenler maç sonunda Lig TV spikerinin "13.haftanın en heyecanlı maçını izliyoruz" lafını duydular. Aslında maçı televizyondan izleyenlerin çoğu da heyecanlı maç izlediklerini iddia ediyordu. İşte bu yüzden televizyondan izlenip yorumlanan maçlara biraz daha dikkat etmek gerekiyor.

Maça gelince, yine Galatasaray'da bir motivasyon sorunu var gibiydi. Uruguay'dan Cuma gunu 17:00'den dönen Lugano, Cumartesi akşamı sahadaki yerini alırken; Almanya'dan Cuma gunu aynı saatlerde dönen Keita, Pazar akşamı hocasının ve kaptanının yanında oturdu. Orta sahada, forvet arkasında Ayhan oynarken, Elano'nun sağ açıkta oynaması ayrıca ilginçti. Manisa'nın sert, dirençli ve önde basan oyunu da Galatasaray'ın oyunu ileri taşımasını engelledi.

Tüm tribünlerin beklediği Keita ve Arda takviyeleri hemen 2.yarının başında gelmedi. Hatta Arda takviyesi hiç gelmedi. Tüm haftayı dinlenerek geçirip, sadece son 2 idmana çıkan Arda'yı 18'e alınca herkes Arda'nın en azından 15-20 dakika yer bulacağını düşündü ama olmadı. Keita da son 19'da girdikten sonra oyuna biraz hareket katmaktan başka bir şey yapamadı. Linderoth'a yaptığı asist de olmayınca galibiyet de gelmedi haliyle.

Kötü oynanan, motivasyon eksikliği görünen bu maçta dahi Galatasaray'ın % 100'luk 5'ten fazla pozisyonu vardı. Eksik olan orta sahada biraz daha yaratıcı olabilecek, biraz daha rakibi rahatsız edecek, Nonda'yı ve Kewell'i besleyecek biriydi. Bunu sahadaki Elano yapamayınca kaçan kıymetli 2 puan oldu.

Son olarak, Fenerbahçe mağlubiyetinden sonra oynanan 5 maçta da çift ön libero ile oynayan Galatasaray bu 5 maçta toplam 2 gol yedi. Görünen o ki, Galatasaray bundan sonra çift ön liberodan kolay kolay vazgeçmeyecektir. Nonda/Baros ikilisinden bir tanesinin arkasında Arda-Keita-Kewell-Elano dörtlüsünden üçünü izleyeceğiz...

22 Kasım 2009 Pazar

Hikayesi Ne ?

Çekilen her fotoğrafın bir hikayesi olduğu gibi, yukardakinin de bir hikayesi vardır elbet. Dün akşamki maçın öncesi ya da sonrası. İnönü Stadı numaralı tribün girişi. Solda Çarşı Grubu liderlerinden Alen Markaryan. Hafta içi çıkan kararla 6 ay tüm spor müsabakalarına girişi yasaklandı. Sebebi ise yanındaki çocuğun babasına küfür etmek, onu istifaya davet etmek, tribünü isyana davet etmek. Evet, sağdaki çocuksa Erdoğan Demirören. Başkan Yıldırım Demirören'in oğlu. Dün tribünde Yıldırım Demirören yoktu ama demek ki oğlu Erdoğan maça gelmiş. Maça gelmiş de, acaba Alen Markaryan ile ne gibi bir münasebeti oldu. Nedir bu fotoğrafın hikayesi ?

Kilit

Maçın en önemli karesidir bence yukardaki fotoğraf. Fenerbahçe'nin hücum yönünün %85'ini oluşturan adamı, Alex'i, Fink ile kilitleyen Denizli'nin planı tuttu. 90 dakika boyunca Rüştü'yü sadece bir kere zorlayabildi Alex. O da Fink'in kendisinden 9 metre 15 santimetre uzakta durmak zorunda olduğu frikik pozisyonunda.

Aslında kötü başlamadı Fenerbahçe. Ilk 10 dakikalık ev sahibi baskısını atlattıktan sonra maçın hakimiydi. Ibrahim Üzülmez'in Gökhan'a yaptığı net penaltı verilse, Fenerbahçe 1-0 öne geçecek ve şuursuzca saldıracak Beşiktaş'ın arkasında rahat pozisyonlar bulacaktı. Penaltı verilmeyince ve 45.dakikadaki Alex'in frikiği direkten dönünce ilk yarı da 0-0 bitti. İkinci yarı Serdar-Tello değişikliği ile takımı biraz daha öne atan Denizli'nin yardımına Emre'nin adele yırtığı yetişti. Emre'nin sakatlandığı pozisyonda golü bulamasa bile ilerleyen dakikalarda golü bulması yüksek ihtimaldi.

Taktik olarak bakıldığında, Denizli'nin Serdar Özkan fikri ne kadar yersizse, Daum'un Kazım fikri de o kadar yersizdi. Galatasaray maçında Kadıköy'de ileri uca A2 takımından bir oyuncuyu bile koysanız Servet ve Gökhan Zan'ı birbirine vurdururdu. Sivok, Ferrari ve Ernst üçlüsü arasında ezilen Kazım, çıkışı 75.dakikada yan hakeme "fuck off" isimli o meşhur şarkıyı söyleyerek buldu.

3 hafta önceki derbiyle ortak noktaları fazla olan bir maçtı. Galatasaray'ı taraftar baskısı, ofsayt olan 1 gol, tartışmalı bir penaltıyla yenen Fenerbahçe, verilmeyen penaltısı ve yarım metre ofsayt olan 3.golle ligdeki 2.mağlubiyetini aldı. Keita'nın yumruk, Kazım'ın küfür gerekçeleri ile atıldıkları dakikanın 75 olması ve her iki maçı kazanan tarafın da 3 gol atması enteresandı.

Sonuçta Beşiktaş arka arkaya 7.galibiyetini aldı ve yarıştan kopmadığını gösterdi. Beşiktaş'ın dünkü oyununun önümüzdeki maçlar için hiç önemi yok bence. Derbi maçlar başka hiçbir maça benzemez zira. Dün akşamki motivasyon ve seyirci desteğini yine bir derbi maçında bulabilirler. Tribün ve yönetim arasındaki kaos çözülmedikçe ileriye umutla bakması zor Beşiktaş'ın...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Arda Turan ve H1N1

Galatasaray Klubü, resmi web sitesinden yaptığı açıklamada iki gündür soğuk algınlığı nedeniyle idmanlara çıkmayan Arda Turan'ın H1N1 testinin pozitif çıktığını bildirdi. Yani Arda Turan domuz gribi olmuş.

Mutlaka ki futbolcuların da diğer insanlar gibi hasta olmaya hakkı vardır ama özellikle böyle bir mevsimde, böyle bir salgın hastalık döneminde ekmeğini vücut sağlığı ile kazananların kendine biraz daha iyi bakması gerekiyor. Normal insanların dahi ekstra dikkatli olduğu, vitamin takviyeleri ile hastalıktan korunduğu bir zamanda, günün önemli bir kısmını özel doktorlar veya diyetisyenler eşliğinde geçiren bir futbolcunun bu virüsü kapması da ayrıca ilginç. Böyle durumlarda sürekli aklıma 35 yaşına kadar oynayıp her sabah (idman olsun olmasın) kalkıp kendi çalışmasını yapacak kadar profesyonel olan Bülent Korkmaz geliyor.

Bu arada Arda Turan'la beraber geçen hafta Roma'ya seyahat eden Sinem Kobal'a da bir H1N1 testi yapılsa iyi olur...

17 Kasım 2009 Salı

Böyle Zamansız, Güneşli, Umulmadık...

10 Ocak'ta başlıyor Afrika Kupası. Tam adı Afrika Uluslar Kupası olan ve 1968 yılından beri her iki yılda bir düzenlenen kupa bu sene Angola'da yapılacak. Her iki yılda bir Ocak ayında yapılan ve özellikle Avrupa Kıtası'nın takımlarına zor günler yaşatmasıyla bilinen kupaya bu sene de 16 takım katılacak.

Malum, Afrika'nın lokasyonu itibariyle bu kupayı kuzey yarım kürenin yaz aylarında yapmaya imkan yok. Ama hiç olmazsa tekli yıllarda yapılsa, hem futbolcuların için (en azından bazıları) 6 ay içinde 2 büyük turnuva oynama zorluğu olmaz hem de biz futbol severler için tekli yıl sendromu diye bir şey olmaz.

Türkiye'den kupaya katılması beklenen futbolcular ve takımları aşagıdaki gibi ;

* Keita - Galatasaray - Fildişi Sahilleri
* Song - Trabzonspor - Kamerun
* Ali Zitouni - Antalyaspor - Tunus
* El Saka - Eskişehirspor - Mısır
* S.Hamidou - Kayserispor - Kameron
* Meye - Ankaragücü - Gabon

Bugüne kadar bu kupayı sadece 1 kere alabilen Fildişi Sahilleri; Drogba, Kalou, Eboue, Yaya Toure, Kolo Toure ve Kader Keita'lı kadrosuyla bu senenin en büyük favorisi...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Rüzgar Ekenler

Görünen o ki, bundan sonra olaysız bir Galatasaray-Fenerbahçe maçı (futbol veya basketbol) yaşanmayacak. Çünkü oynanan her maç bir önceki maçın üzerine rüzgar ekip, fırtına biçmeye dayanıyor. Basket maçlarında yıllardır rakip takım seyircileri salona alınmıyor ama buna rağmen her maçta olay çıkmaya devam ediyor. Her iki takımda da rakip seyircileri kışkırtan oyuncular bulunduğu gibi, bir de aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz şekilde, salona nasıl girdiği belli olmayan "bayan" seyirci bütün maçı Fenerbahçe bench'inin arkasında efendice seyredip, maç uzatmaya gittiği zaman dönüp arkasında oturan 2.000 kişilik gruba hareket çekme cesaretini kendinde buluyor. Nasıl ki sahaya atılan yüzlerce maddeyi veya sahaya girip Fenerbahçe bench'ine giden 2 Galatasaray taraftarı affedilmez ise salondaki 10.000 kişiyi tahrik edenler de affedilemez.

Peki bundan sonra ne olacak ? Senaryo çok klasik. Bu hafta içinde yöneticiler ve taraftar grupları arasında yaşanacak demeçler savaşı arasında Galatasaray Klubü sahaya giren taraftarları tespit edip bir kaç yıl bir daha salonlara giremeyeceğini açıklayacak. Bu arada Galatasaray 3 ile 5 maç arası seyircisiz oynama cezası alacak ama alacağı ceza hiç kimse tarafından beğenilmeyecek. Taraftar cephesinde ise Galatasaray taraftarı bu Kadıköy'de yapılanların yanında dün akşamki olayların çok normal olduğunu söyleyecek ama Fenerbahçe taraftarı da bir sonraki Galatasaray maçına hazırlanırken dün akşamki maçı düşünerek bir sonraki maçı daha ağır şartlarda oynatacak.

Bütün bunlar olurken aslan payı her zamanki gibi bu olaylardan beslenen medyanın olacak. Hergün gazetelerde ve web sitelerinde çıkacak birbirinden tahrik edici haberlerle taraflar biraz daha kıvama gelecek. Rüzgarın ekilip fırtınların biçildiği bir savaş bu. Her iki taraf için de çok sert önlemler alınmadığı takdirde çok daha trajik olayların bizi beklediği...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Rezalete Dur Demek

Ne oldu, nasıl oldu da bu hale düştü koskoca Ankaragücü ? 3 büyüklerden sonra Türkiye'nin en köklü klubü nasıl bir anda Türkiye'nin bütün Avrupa'ya rezil olmasını sağladı ? İşin en enteresan tarafı ise Ankaragücü taraftarları nasıl bu kadar sessiz kaldılar ve bu rezalete seyirci kalıp bu suça ortak oldular ?

Ankara'nın havasını, suyunu, fiziğini, kimyasını elden geçiren Gökçek ailesi sonunda futbola da el atıp Ankaraspor'u Turkcell Super Lig'e çıkarmıştı. Fakat Ankaraspor gibi ufak bir oyuncuyla yetinmeyen Gökçek ailesinin hedefinde uzun zamandır Ankaragücü gibi köklü bir camia ve arkasındaki binlerce taraftarı vardı. Önce naylondan bir kongre, sonra Ankaraspor'un parça parça Ankaragücü'ne nakli ve bunu takip eden federasyon kararları. Sonuçta Ahmet Gökçek kukla başkan, Melih Gökçek de perde arkasındaki gerçek başkan oldular.

Hikmet Karaman'la olan husumetleri herkesçe bilinen Gökçekler, Hikmet Karaman'a sözleşmesinde yazan tazminatı ödememek için şekilden şekile girdiler. Idman saatlerini değiştirip hocayı istifa zorlamaktan, Ingiliz oyuncu Vassel'in otel parasını ödemeyip adamı gecenin bir saati otelden kovdurmaya kadar binbir türlü rezalete imza attılar. Son olarak da Hikmet Karaman'ın sözleşmesi geçersizdir diyip "geçersiz" olan sözleşmeyi tek taraflı fesh ettiler.

Bütün bunlar olurken, biz dünyaya bir kere daha rezil olurken, futbol federasyonundan bir yetkili çıkıp bu konuda açıklama yapmadı. Eğer gerçekten Hikmet Karaman'ın sözleşmesi geçersiz ise Ankaragücü'nün Hikmet Karaman ile çıktığı maçların ne kadar geçerliliği olur ? Yok eğer sözleşme gerçekse, Ankaragücü'nü "Football Manager"'de bir takım sanan Gökçekler'e sembolik bir uyarı bile yapılmaz mı ?

Ve son olarak; Türkiye'de Ultras akımının öncülerinden olan "Gecekondu" nasıl bu kadar sessiz kalıyor ? Hem endüstriyel futbola karşı olup hem böyle Bizans oyunlarıyla emekçi bir hocanın hakkının yenmesine nasıl seyirci kalıyor ? Ümit Yaşar Oğuzcan'ın mısralarından pankart yapacak kadar entelektüel bir grup olan Gecekondu'nun bu rezaletler silsilesi hakkında söyleyecek tek bir kelimesi olmaması belki de bu oyundaki en vahim nokta. Bakalım daha neler göreceğiz...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Dis Fırçası

Pazar aksamı Chelsea-M.United maçını izlerken canlı yayında da görmüştüm bu sahneyi. Ben kamera şakası falan sandım ama daha sonra internette hiçbir yerde bu konu hakkında bir yazı bulamadım. Sonunda Milliyet web sitesine koymuş görüntüyü.

Bugüne kadar statta çok maç izledim. Dolayısıyla çok fazla maç izleyen insanı da izledim. Kitap okuyan, PSP oynayan, stada kutu bira sokmayı başarıp onu içen... Ama ilk defa dişini fırçalayan gördüm.

Görüntüyü izlemek için tıklayın.

10 Kasım 2009 Salı

Domuz Gribi

Yakında Türk tribünlerinde de bu görüntülere rastlar mıyız ??

9 Kasım 2009 Pazartesi

Dağın Fare Doğurması

Bazılarının çok gergin ve olaylı geçmesini beklediği Diyarbakır-Galatasaray maçı oldukça sakin geçti. O kadar sakin geçti ki, maç Ali Sami Yen'de oynansa bu kadar olaysız olmazdı. Maçtan önce takımların beraber tribünleri selamlaması, Galatasaray'ın tribünlere çiçekler atması ve Diyarbakır halkının Galatasaray'a olan sempatisi maçın sakin geçmesini sağlayan etmenlerdi.

Fenerbahçe maçından sonra uyguladığı 3 savaşçı orta saha oyuncusu tertibinden bir kere daha vazgeçmedi Rijkaard. Mustafa Sarp'ın yokluğunda Ayhan-Topal-Barış üçlüsü ile ortayı güçlendiren takımda Arda-Kewell-Nonda golü arayan isimlerdi.

Sezon başından beri gerek oynadığı futbolla, gerekse saha içi ve dışında yaptığı hareketlerle takdir toplamaya devam eden Sabri gecenin kurtarıcılarından biri olurken, geçen sezondan fazla bir farkı olmayan Barış'ın aldığı anlamsız kırmızı kart maçın enteresan hareketlerinden biriydi.

6 Kasım 2009 Cuma

Gazozuna

Fenerbahçe için sanki Galatasaray ve bazı kritik Avrupa maçları dışında kalan maçların hepsi gazozuna oynanıyor. Bir hafta önce Galatasaray maçında olan motivasyon, ne geçtiğimiz Pazar günü Kayseri'de, ne de dün akşam Kadıköy'de vardı.

Guiza ve Semih'in yokluğunda devşirme forvet Kazım ile başlayan Fenerbahçe'de oynanan futbol maçın genelinde vasatı aşmadı. Tabi bunda rakibin güçsüzlüğü ve Fenerbahçe'nin biraz kendini sıksa 20 dakikada maçı koparma yetisi olmasının da etkisi vardı. Sakatlıktan çıkan Alex'in fazla mücadele etmeden, sadece akıllı paslar vererek oynaması, Andre Santos'un gol dışında ortalarda gözükmemesi, Mehmet Topuz'un bir kez daha entersan bir şekilde 90 dakika sahada kalması, Fenerbahçe tribünlerinin maçın son yarım saatinde Beşiktaş'a küfür etmeleri ve maç öncesi stat hoparlöründen Ercan Saatçi'nin "Sayenizde" şarkısının çalınması dün geceden akılda kalanlar.

Oyuna girerken dahi tribünleri ayaklandırıp heyecanlandıran Özer'in ne zaman ilk onbirde kendine yer bulacağı henüz bilinmiyor. Kazım'dan forvet yaratan Daum, Özer'den sağ açık yapıp Mehmet Topuz'un yerine kadroya koyması yararlı olabilir.

Kader mi Tesadüf mü ?

Pazar günü oynanan Sivas maçı, Galatasaray'ın 12 Eylül'de Ali Sami Yen'de oynanan Beşiktaş maçından beri ilk defa gol yemeden bitirdiği bir maç olmuştu. Elano ve Keita'nın yokluğunda Barış Özbek ile orta sahayı gerçek anlamda üçleyen Rijkaard, dün akşam da kazanan takımı bozmadı. 3 gün sonra oynanacak olan Diyarbakır maçında oynamayacak olan Keita ve Elano'yu sahaya sürüp oynayacakları dinlendirmesini bekliyordu herkes ama Rijkaard direkt Diyarbakır maçı kadrosu ile çıktı sahaya.

Mehmet Topal-Mustafa Sarp-Barış Özbek üçlüsü ile ikinci maçında da gol yemedi Galatasaray. Top rakipteyken inanılmaz yararlı ama top ayağındayken saatli bomba kıvamında oynayan Barış Özbek'in gelişi işe 2.maçı da gol yemeden bitirmek tesadüf olmasa gerek. Sistemden şaşmadan, orta saha üçlüsünün biraz daha savaşçı olmasını sağlamak, Fenerbahçe maçının verdiği derslerden biri olsa gerek...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Tutmayın Beni !!!

Yıldırım Demirören'in alayına isyanı... Sakinleştirmek isteyenler Mahmut Özgener, Ihsan Kalkavan ve Ferit Şahenk...





Yeter

Kime yeter demek lazım bilmiyorum. Her maç farklı bir kadro çıkaran Denizli'ye mi, yersiz transferler yapan Demirören'e mi, her kritik maç öncesi sakatlanan Rüştü'ye mi yoksa "Kartal Gol Gol Gol" ve "Yıldırım Demirören Yeter" tezahüratından başka bir şey söylemeyen Beşiktaş taraftarına mı ?

Daha maç başlamadan gidişat belli olmuştu aslında. Zaten kısıtlı bir kadro ile devam eden Beşiktaş'ta Rüştü, Toraman, Ernst sakat; Tello, Yusuf, Ibrahim Kaş yedek. Maç boyunca 3 gol yemesine rağmen ayakta kalan isimler sadece Sivok Ferrari ikilisi ve şutlarıyla rakibi zorlayan Fink oldu. Gol bulması gereken, evinde oynayan Beşiktaş idi fakat 30.dakikaya kadar (hem de 14.dakikada 1.golü yemesine rağmen) 3 pas yapamadılar. Wolfsburg idmanda çalıştığı bütün hücum varyasyonlarını denedi İnönü'de. Sadece 30 ve 40.dakikalar arasında biraz hareketlenebildi Beşiktaş ama o arada da golü bulamadı. İkinci yarı biraz da göze hoş gelen futbol oynadılar ama biri Hakan'ın hatası, biri de ofsaytten iki gol yiyerek maçı tamamladılar.

Grubun diğer maçında M.United'ın son dakikada mağlubiyetten kurtulup 2.tura çıkmayı garantilemesi de rahatlatmayacak Beşiktaş'ı. Gruptan lider olarak çıkmak bir yana, dün akşamki CSKA rezaletini bir daha yaşamak istemeyecek M.United ve Beşiktaş karşısında tam kadro ve motivasyonla çıkacak. Zaten kolu kanadı kırık olan Beşiktaş, bir de Sivok'tan yoksun olarak gidecek Old Trafford'a. Değil 1 puan, su bile vermezler Beşiktaş'a...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Alex de Souza

...
Sen yoksan herşey eksik
Sen varsan herşey tamam
Neyim varsa alıp götürsünler benden
Paylaşmaya hazırım inan
Yalnız seni paylaşamam
...

(Fenerbahçe taraftarlarının ağzından düşmeyen şarkı)

Yaraları Sarmak # 2

Bir hafta önceki Fenerbahçe maçından mı yoksa 8 derece hava ve sağanak yağmur yüzünden mi bilinmez, Ali Sami Yen tribünleri bu sene ilk defa boştu. Kapali tribünde boydan boya Ercan Saatçi pankartları, sporcu tribününde Elano, Baros, Keita gibi isimler, sahada rakip olarak bu senenin serbest düşüş şampiyonu Sivas. Bülent Uygun'dan sonra gelen Muhsin Ertuğral da henüz istediklerini yaptıramıyor takımına. Zira 90 dakikayı ofsayt diye kesilen bir atağın dışında 0 pozisyonla tamamlamak başka bir şeyle açıklanamaz.

Keita ve Elano'nun yokluğunda kadroda yer bulan Barış'ın savaşan kimliği ile diğer maçlara nazaran daha sert bir orta sahası vardı Galatasaray'ın. Bugüne kadar topsuz oyunda çok başarılı olup top ayağına geldiği zaman saç baş yolduran Barış, biraz bilerek biraz da bilmeyerek yaptığı asistle dün gecenin kahramanlarından biri olmayı başardı. 1-0 mağlupken bile zaman geçirip, ilk yarıyı böyle kapatmak isteyen Petkoviç'e hemşerisi Kewell tarafından kesilen ceza da mermi niteliğindeydi.

Arda kaçırdığı pozisyonlardan birini atsa, muhtemelen sevinmek yerine taraftarlardan bir önceki maç için özür dileyip gönül alacaktı ama olmadı. 85.dakikada oyundan çıkarken tüm stadın bir kez daha onu ayakta alkışlaması zaten taraftarın Arda'yı çoktan affettiğini gösteriyordu.

1 Kasım 2009 Pazar

Nereye Kadar Uçabilirim Havada ?

Muhakkak ki her teknik direktörün işi zordur. Takımı ne olursa olsun türlü türlü problemi vardır hocaların. Ama en zoru galiba Mustafa Denizli'nin işi. Her maça farklı bir kadro ile çıkmak gerçekten çok zor. Sakat, cezalı oyuncular bir yana, sağlam oyuncuları da dinlendirmek adına kadroya almıyor Denizli. Eskişehir maçında golü atan Ekrem, Bobo, Ibrahim Kaş, Ibrahim Üzülmez ve Tabata gibi isimler yine Denizli'nin rotasyonuna kurban gittiler.

Hükmen 3-0 kazanılan Ankaraspor maçını saymazsak 5.galibiyetini aldı Beşiktaş. Bu 5 maçta sadece Antalya'yı 2 farkla geçip, Denizli, Kasımpaşa, Eskişehir ve Ankaragücü'nü 1 farkla yenebildi. Ideal kadrosunda dörtlü göbeği (iki stoper + iki ön libero) Sivok,Ferrari,Ernst ve Fink gibi 4 tane yabancı oyuncu ile oluşturan Denizli takımın gol sorununu hala çözemedi. Geçen hafta 45 metrelik bir kafa pası ve kalecinin ıskasıyla gelen Ekrem'in golü; dün akşamsa Ismail Köybaşı'nın 30 metreden vurup defanstan sekip gol olan şutu. Puan tablosunda 11 maçta 11 gol atmış gözüküyor Beşiktaş ama Ankaraspor maçını çıkardığımız zaman gerçek sayının 10 maçta atılan 8 gol olduğunu anlıyoruz. Bunun yanında 10 maçta yenilen 6 gol gayet başarılı ama gol atmakta bu kadar zorlanan bir takımın nereye kadar 1 farklı galibiyetler alabileceği soru işareti.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Maç Programı

Genelde Avrupa maçları öncesi erteleme laflarının döndüğü günlerde daha çok gündeme gelir ülkeler ve maç programları, fikstürler. Ingiltere mesela, sene başından çeker fikstürü (koşulsuz, şartsız, derbi haftası belirsiz), artık bazı takımlar 2 gün araylai, bazıları 5 gün arayla oynar maçlarını. Kimsenin de gıkı çıkmaz.

Ülkemizde sezon başında fikstür koşullu çekilir, derbi haftaları bellidir. Haftalık maç programları ise takımların Avrupa maçları başta olmak üzere, bir takım başka parametrelere bağlı olarak 1-2-3 haftalık dilimlerde peyderpey belirlenir. Perşeme günü UEFA Ligi maçı oynayan lig maçını Pazar veya Pazartesi günü, Salı günü Şampiyonlar Ligi maçı olan lig maçını duruma göre Cuma veya Cumartesi günü oynar.

Geçen hafta lig maçında Cumartesi akşamı Eskişehir ile oynayan Beşiktaş'ın önümüzdeki Salı çok önemli olan Wolfsburg maçı var. Hafta içi Ziraat Kupası maçı da oynamayan Beşiktaş'ın Cuma akşam oynama isteğine rağmen federasyon maçı Cumartesi günü oynatıyor. Cuma akşamın maçsız geçtiğini de düşününce Beşiktaş'ın 1 gün az dinlenip maça çıkacak olması çok anlamsız geliyor...

29 Ekim 2009 Perşembe

Yaraları Sarmak

Hala geçen sezonun meyvelerini yiyor Galatasaray. Bu sene daha diğer takımlar Istanbul'da toplanmamışken, 16 Temmuz'da Tobol deplasmanında maçlara başlayan takım, dün akşam, ciddi rakiplerinin hepsinin dinlendiği haftada Buca ile bu sezonun 20.maçını yaptı. 20 maçtan sadece 10 tanesinin lig maçı olduğunu düşünürsek, geçen sezon ligi 5.sırada bitirmenin Galatasaray'a yaptığı katkıları biraz anlayabiliriz.

Bank Asya'nın kuvvetli takımlarından Buca. Kadrolarında her frikiği kaleye vuran Yılmaz ve şehir efsanesi Mehmet Batdal var. Maçı beraber izlediğim arkadaşıma göre Türkiye'nin yeni Hakan Şükür'ü. Bence Mehmet Topal ve Emre Güngör'den oluşan bir savunmaya 1 gol bile atamaması daha gidecek çok yolu olduğunu gösteriyor.

Elano'nun yokluğunda 56 dakika 10 kişi oynayarak kazandı Galatasaray. Travması hala atlatılamamış Fenerbahçe maçından sonra bir de Buca kazası Galatasaray'ı iyice uçurumun kenarına getirebilirdi. Emre Güngör'ün maçı tamamlaması ve Linderoth için şu dakika itibariyle resmi sitede bir "sağlık raporu" haberi olmaması sevindirici...

28 Ekim 2009 Çarşamba

Keşke Vali Olsaydın

Bünyamin Gezer'in Hürriyet'e yaptığı açıklamalar keşke polis veya hakem yerine vali olsaydın dedirtecek cinsten. Maçtan önce çıkan kavga sırasında yan hakemin başını yaran maddeyi ve maçı niye tatil etmediğini soran gazeteciye "eğer maçı tatil etsem, sadece ekran başındakiler olayı anlayacaktı. Tribündeki 50.000 kişi ne olduğunu anlamayıp stattan çıkıp yürüyüş yapabilir, gruplar birbirine girebilir, 2-3 kişi ölebilirdi. O zaman bu sorumluluğu alamazdım" gibi, şu hayatta duyup duyabileceğiniz en saçma açıklamayı yapmış.

Olaya bu açıdan bakılırsa, maç içinde Fenerbahçe aleyhine olabilecek hiçbir pozisyonu çalmaması gerekiyor hakemlerin. Zira o statta sadece 2.000-3.000 kişinin pozisyon tekrarlarını televizyonlardan/monitörlerden görme şansı var. Onun dışındaki seyircilerin bu tip pozisyonlar sonrası yürüyüş yapma, kavga etme şansı hala baki.

2 sene önce Ali Sami Yen'deki maçta çıkan olaylar sonucunda 5 maç seyircisiz oynama cezası alan Galatasaray cephesinde ve Galatasaray medyasında ise tık yok. Büyük ihtimalle hala yenilginin şokunu üzerlerinde atamadılar. O maçtan sonra karar çıkana kadar gazetelerde çıkan 4 maç, 5 maç, 10 maç ceza haberleri ile kamuoyu yaratılmış ve Galatasaray'a verilen 5 maçlık ceza kimseye süpriz olmamıştı. 2 gündür başta Damat Ercan Saatçi'nin Hürriyet'i olmak üzere, birçok gazetede cezalar verildi bile. "Boksör" Keita'ya 3 maç, Fenerbahçe'ye 1 maç seyircisiz. Maçtan önce hakemin kafasını yaran, maç içinde sahaya atılmadık madde bırakmayan, Lig Tv kameramanına votka şişesi atan Fenerbahçe taraftarının 1 maçtan fazla cezaya tahammülü yok...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Bu Filmin Sonu

Bir Galatasaraylı olarak her geçen sene biraz daha umutsuzca, her geçen sene biraz daha çaresizce bekler olduk Kadıköy’deki maçın sonucunu. Iyi oynayıp kaybettiği de oldu Galatasaray’ın, kötü oynayıp kaybettiği de. 10 kişi kalarak da kaybetti, rakip 10 kişi kaldığı zaman da. Gergin geçen maçları da, sakin geçen maçları da kaybetti. 10 senede kaç farklı teknik direktör ve kaç farklı oyuncu çıktı o sahaya sayması zor. Ama değişmeyen hep sonuç oldu.

Artık sokaktaki teyzenin bile bildiği üzere, psikolojik faktörler çok önem kazandı Kadıköy’deki maçlarda. En önemli oyuncun, kaptanın; daha maçın başlamasına 45 dakika kala sahada kavga edip maça başlamadan kaybediyor. O olay olduktan sonra, maç öncesinde, maç sırasında ve Arda oyudan alındıktan sonra kulübede yüz ifadesi herşeyi anlatıyor aslında. Takımın kaptanı ve en büyük silahı zaten kafasında kaybetmiş maçı. Yeni transfer, rakip takımın hocasının bile en çok korktuğu isim, 75.dakikada yumruk atıp kırmızıyı görmüş, çok mu ?

Gol yemek zaten alışkanlık Galatasaray için. Şaşırılacak bir şey yok 3 gol yemekte. Ama bu denli hücum gücün varken 90 dakika boyunca 1 gol dışında Aydın’la yarım pozisyona girmek şaşırtıcı. Kanat organizasyonu yok, göbekten pozisyon yaratmak yok, Arda ve Elano gibi 2 oyuncuyla “bireysel beceri” pozisyonu bulmak yok. Bunun yanında, kaleci dahil, sürekli bir bocalama, sürekli top kaptırma. 2.dakikada Baros’un sakatlanması ve 12.dakikada ofsaytten gol yemek gibi şanssızlıklar da var ama sözünü etmeye değmez.

Maçtan sonra kale arkasında açılan dev pankartta yazdığı gibi, bu filmin gerçekten de sonu yok galiba...